Партнерка на США и Канаду по недвижимости, выплаты в крипто

  • 30% recurring commission
  • Выплаты в USDT
  • Вывод каждую неделю
  • Комиссия до 5 лет за каждого referral

c) Aşağıdaki kelimelerin eş anlamlı karşılıklarını bulunuz: rehber, yapıt, şehir, ozan.

B. Metnin incelenmesi

Taşkent’le Semerkant arasında ulaşımın kolay olduğunu nereden anlıyorsunuz? Yazar, gittikleri otelin lokantasını nasıl buluyor? Timur’un, ailesi için yaptırdığı mezarlık ne özellikler taşıyor? Timur’un yaptırdığı caminin yıkılma sebebi nedir? Uluğ Bey’in öldürülmüş olduğu nereden anlaşılıyor?
C. Dil ve anlatım

Artık Özbekçe’ye alışmışız, çat pat konuşuyoruz cümlesinde yer alan çat pat sözlerinin yerine hangi sözleri koyabiliriz? Bizim sevincimiz de yarım kaldı. İşlerimiz yarım kaldı. Yukarıdaki cümlelerde geçen yarım kalmak sözlerini anlam bakımından karşılaştırınız. Semerkant büyüleyici bir şehirdir. Bu cümlede geçen, büyüleyici sözünün ifade ettiği anlamları sınıf içinde anlatınız.

D. Tür ve şekil

a)Bir insanın gezip gördüğü ülkeleri, yerleri ve yolculukları esnasında edindiği izlenimleri anlattığı yazılara gezi yazısı (seyahatname) denir.

НЕ нашли? Не то? Что вы ищете?

b) Gezi yazılarında önemli olan siyasî, tarihî, coğrafî, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatın ele alınmasıdır.

c)Türk edebiyatında gezi yazılarıyla tanınmış yazarlar şunlardır: Evliya Çelebi (Seyahatname), Cenap Şehabettin (Haç Yolunda, Avrupa Mektupları), Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi), Falih Rıfkı Atay (Hint Yolcu Defteri, Denizaşırı), Reşat Nuri Güntekin (Anadolu Notları).

d) Yazmada konuya göre değişen üç türlü plân vardır. Hareket plânı ile olaylar yazılır. Bu plânların giriş bölümünde olayların meydana gelmesini sağlayan sebepler belirtilir. Gelişme bölümünde olaylar meydana geliş sırasına göre düzenlenir. Sonuçta olayın yazar üzerinde bıraktığı etki belirtilerek olay çözülür. Okuduğunuz parça bu plânla yazılmıştır. Konusunu düşünceden alan yazı türleri düşünce plânı, duygu ağırlık konular ise duygu plânı ile yazılır.

E. Araştırma

Semerkant’ın tarihî özellikleri hakkında gelecek derse bilgi edinip geliniz.

Yazılı ve sözlü anlatım çalışmaları

Yaptığınız herhangi bir geziyi anlatan bir yazı yazınız. Bu yazınızda gözlemlerinizle yer vermeyi unutmayınız.

Bir konuda güzel bir yazı yazmak için, daha önce o konuyla ilgili güzel yazı örneklerini okumak gerekir. Bu tür eserleri okurken yararlanacağınız bölümleri kısa notlar hâlinde yazınız.

Değerlendirme

Sonuç bölümünde anlatılması gereken bir şeyin, giriş bölümünde anlatılması, yazının neyini gösterir?

F. Yazar hakkında bilgi

Melih Cevdet Anday (1915-)

Garip edebî akımının içinde yer alan sanatçı, sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Yeni konular, yeni biçimler peşinde koşmayı tercih etmiştir.

Eserlerinden Bazıları: Rahatı kaçan ağaç (1946 Şiirler), Telgrafhane (1952 Şiirler), Doğu Batı (1961 Deneme).

G. Перевести на турецкий язык:

садиться на борт самолета, отправиться (выйти) в путь, направиться куда-либо, каждый час (через каждый час), разве это не странно? напала тоска, очаровательный, завораживающий город (местность, район), подниматься по лестнице, вызывать восхищение.

Derse Hazırlık

Üvey annenin huzursuzluğa sebep olduğu bir aile tanıyor musunuz? Anne ile üvey anne arasında ne gibi farklar olabilir?

Bağrı Yanık Ömer

(Hiç anlaşamayan ve geçinemeyen Bakır Efe ile Emine’yi birbirlerine bağlayan tek bağ, oğulları Ömer’dir. Ömer, anne ve babasını aynı derecede sevmektedir. Onların geçimsizliği en çok Ömer’i üzmektedir.

Sonunda karı koca birbirinden ayrılırlar. Ömer, iki yıl, babasının Bozpınar’daki çiftliğinde kendini kediyle, köpekle ve bir an bile yanından ayrılmayan Hacı Hafız’la avutmaya çalışarak geçirir. Fakat bir gün, babası ve anası başkalarıyla evlenirler.)

...

Konağa geleli beri, Ömer’in rahatı kaçmıştır. Bozpınar’da da yüreği büsbütün ferah değilse de serbestti. Karışanı görüşeni yoktu, yan bastın, çamura battın, diyen yoktu. Oraya dokunma, buraya basma, bu odaya girme, o taşlığa çıkma, diyen yoktu.

Analığı, kendi nefsinden daha çok eşyalarla yaşayan bir insandı. Oturma, kalkma, yatma, uyuma, yeme, içme, ve rahat etmeyi düşünmüyordu. Sadece tozlanacak, solacak, buruşacak, kirlenecek, yağlanacak, pislenecek, yırtılacak, şu olacak diye üzüntüden ölüyor, yüreği ağzına geliyor, hafakanları tutuyordu.

Bir iki gün misafir sayılan Ömer’i hoş tutmaya lüzum görmemişti; koruma, sakınma düşüncesi adına inceden inceye azarlamaya başlamıştı.

-Oğlum ayaklarını iyi sil içeri gir. Bak, tahtalar yeni yıkandı. Görmüyor musun, tertemiz? Hemen kirletmeyelim!..Yıkayanlara, silen ve temizleyenlere de günah!.. Hah şöyle, iyice sil... Taşlıkta çok dolaşma, taşların bir ikisi oynuyor, topraklar sıçrıyor... İnşallah yaptıralım da, öyle oyna... Ellerini yıkarken dört yakaya su sıçratmışsın, muşluğu çok açarsan öyle olur anladın mı? Suyu azar azar akıt!..

Ömer, Bozpınar’daki harap sarnıçta beslediği Tekir’i yavrularıyla birlikte konağa da getirmişti. Tekir, Hacı Hafız’ın odasında saklı duruyor, Fatma’nın korkusundan dışarı çıkamıyordu.

Tekir, Ömer’e çok alışmıştı. Çocuk nereye gitse kamburunu çıkarıp tıslayarak, sağa sola atlayarak, sıçraya koşa ardı sıra gitmek istiyor, Hacı Hafız, güç tutuyordu.

Bir gün, Hacı Hafız kapıyı iyi kapatmadan çıkmıştı. Tekir, odanın içinde sıçrayıp dört dönerken bir ara kapının kenarına pençeleri takıldı, tırmaladı tırmaladı. Zaten iyi kapanmamış kapı bu küçük zora dayanamadı, esneyerek açıldı. Tekir, bir hamlede salona atıldı.

Günlerce bir odanın içinde kapanıp kalan hayvan, her canlının yüreğinde yatan hürriyet ateşi ile çılgına dönmüştü. Salondan kendini merdivene attı, ara bahçeye çıktı. Ara bahçeden iç avluya, iç avludan konağın taşlığına geçti.

Ömer yukarı katta analığının tutuşturduğu çamaşırları dizinin üstünde basa basa katlayıp devşiriyordu. Analığının işlerini görmek, en küçük bir sebeple ekşiyiveren acı yüzünü görmekten iyiydi.

Ömer, hafif sesle şarkı söylüyordu, onu sesinden tanıyan Tekir hemen yukarı kata kadar fırlamıştı.

Ömer, Tekir’in miyavlaya miyavlaya geldiğini görünce döndü:

-Hafız bırakmazdı ama... Tekir, kaçmış olacak...

Analığı görürse, bu kedi tüyleri nedir? Çamaşırları kirletti, yerleri pisledi, diye söylemediğini bırakmazdı. Ömer kalktı, Tekir’i yakaladı ve koşar gibi merdivenden indi...

Fakat tam taşlığı geçerken analığı da mutfaktan çıkıyordu:

-Ömer, bu kedi ne?

Ömer, soluk soluğa:

-Nereden gelmiş bilmem ki?.. Yukarıya çıkmıştı da, yakaladım atıyorum...

Fatma, Ömer’in yanına gelmişti:

-Dur, ona temiz bir sopa çekelim de, bir daha buraya gelmesin!..

-Günah hayvana... Vurmayalım... Kovarız gider...

-Şimdi gider, biraz sonra gene gelir. Pis hayvana mı arka çıkıyorsun?..

Ömer, o güne kadar, ana demediği, asıl anasının yattığı odayı aldığı için büsbütün düşman olduğu bu kadına; Tekir’i kurtarmak ümidiyle:

-Ana, dedi, yazıktır hayvancağıza... Kovarız gider...

Fatma’nın elini kaldırıp kediye vuracağını hissedince başını eğdi ve Tekir’e kendini siper etti ve Fatma’nın kalkan eli bütün şiddetiyle Ömer’in incecik burnuna indi.

-Ayyy..’la geçiştirmek istedi:

Bu kadar ani olmuştu ki, Fatma da hemen fark edemedi. Fakat, Ömer’in kısık çığlığı onu kendine getirdi:

Vah Ömer, acıdı mı oğlum?..

Sesinde fazla bir üzüntü yoktu:

-Ama sen kendin yaptın Ömer!.. Bak, pis hayvanı da hâlâ sımsıkı tutuyor; at yere; at!..

Ömer cevap vermedi, Tekir kucağında koşa koşa Hacı Hafız’ın odasına gitti ve Ömer, üvey ana sillesini bu suretle yemiş oldu...

Mahmut Yesarî

(Bağrıyanık Ömer’den)

A. Sözlük çalışmaları

a) Kelimeler: ferah, nefis, hafakan, sille, sarnıç, hürriyet ve çığlık kelimelerinin anlamlarını öğreniniz. Ferah, nefis ve sarnıç kelimeleriyle birer cümle kurunuz.

b) Deyimler, gruplar: hoş tutmak, sopa çekmek ve arka çıkmak deyimlerinin anlamlarını öğrenip bu deyimlerle birer cümle kurunuz.

B. Metnin incelenmesi

Bozpınar’dan konağa gelen Ömer’in rahatı niçin kaçıyor? Üvey anası (analığı) Ömer’e iyi davranıyor mu? Ömer, konakta ne ile vakit geçiriyor? Ömer, üvey annesine bir kez anne diyor, niçin? Ömer, kediye niçin arka çıkmaktadır?

C. Dil ve anlatım

1. Analığı, kendi nefsinden daha çok eşyalarla yaşayan bir insandı. Yukarıdaki sözlerinden ne anladığınızı söyleyiniz.

2. Hayvan, günlerce bir odanın içine kapanıp kalmıştı. Bu cümlede geçen odanın içine kapanıp kalmak sözlerinden ne anlıyorsunuz?

3. Üvey annelik sözleri sizde hangi duyguları çağrışım yaptırıyor? Söyleyiniz.

D. Tür ve şekil

Reşat Nuri’nin Yaprak dökümü adlı romanında, roman türü hakkında bilgi edinmiştiniz. Bana göre, Yaprak dökümü ve Yanık Ömer parçalarını kişiler çevre ve fikirler yönünden karşılaştırınız.

Roman okurken yeni yeni çevreler içinde pek çok kişi ile karşılaşırız. Bu sayede kendimizden uzaklaşır, okuduğumuz kişilerin deneyimlerinden (tecrübe) yararlanırız.

E. Yazar hakkında bilgi

Mahmut Yesarî ()

Roman ve oyun yazarı. Yedek subay olarak Çanakkale Savaşı’na katıldı. Savaştan sonra İstanbul’a döndü. Karikatürist olarakbasın hayatına atıldı. Sonra yazarlığa geçti. Halk diliyle, halkın içindeki gerçekleri anlatan bir yazardır. Asıl kişiliğini romanlarında gösterir.

Eserlerinden Bazıları: Çoban Yıldızı (1925 Roman), Pervin Abla (1927 Roman), Bağrı Yanık Ömer (1930 Roman), Yakacık Mektupları (1938 Hikâyeler).


F. Перевести на турецкий язык:

связывать кого-либо с кем-либо, пачкаться, мяться, засаливаться, линять, рваться, очень сильно испугаться чего-либо, встать на защиту кого-либо (защитить кого-либо), мачеха, замечать что-либо.

Derse Hazırlık

1. Köpekten korkar mısınız? Niçin?

2. Köpekle ilgili başınızdan geçen bir olay varsa anlatınız.

Ömer’in çocukluğu

Bir gün o yokuştan iniyordum. En sevgili uzun hırkam arkamda idi. Bu hırkayı, içinde, dışında ikişerden dört cebi olduğu için pek severdim. Cepleri yemiş, ufak tefek oyuncak koymaya ne kadar iyi gelirdi. Öteki hırkalarımda ikiden fazla cep bulunmazdı. Giyme sırası dört cepli hırkaya gelince, yüzüm gülerdi. Yüreğimde o derece sevinç meydana gelirdi ki, hemen ellerimle hırkanın göğsüne gelen iki tarafını okşamaya ve ‘Oh! Oh!’ diye odanın içinde oynayarak dönüp dolaşmaya başlardım.

İne ine okulun hizasına geldim. Bir iki adım daha atarak eve gitmek üzere Çelebi sokağına saptım. Birden karşıma kuyruğu kesik bir köpek çıktı. Havlayarak üzerime hücum etti. Beni okulun duvarına sıkıştırdı. Gögsüme doğru pençelerini atmaya başladı. Ben ağlayıp, haykırmaya başladım. Bir taraftan da kendimi kurtarmaya çalışıyordum. Şaşırmıştım. Kimden yardım bekleyeyim? Sokakta köpek ile bende başka kimse yok. Caddeden de geçen bulunmuyor.

Besbelli bağırışım işitilmiş. Okulun karşısındaki konağın alt katında bir pencereden iri bıyıklı bir ağa göründü. Bir yahut iki kere ‘hoşt’ dedi. Köpek benimle uğraşmaya devam ediyordu. Nasılsa bir aralık önünden savuşarak kaçmaya yeltendim. Arkamdan yetişti. Omuzlarıma doğru sıçrağını hissettim. Feryadı arttırdım. Bu hali pencereden seyretmekte olan ağa, lütfen bir kere daha ‘hoşt’ diye bağırdı. Hayvanın pençeleri sırtımdan sıyrılarak indi. Korkumdan dönüp arkama bakamıyordum. Sesim de kesilmişti. Koşuyordum.

‘Kurtuldum’ diyecek kadar koştuktan sonra soluk soluğa denilecek bir halde durdum. Arkama baktım. Köpekten eser yok. Bir parça kendime geldim. Köpeğin bir şey yapıp yapmadığını anlamak için sağ elimi sevgili hırkamın ensesine doğru uzattım. Ense yok! Meğer hırkamın yakasından tuttuğu gibi eteğine üç dört parmak kalıncaya kadar yırtmışmış.

Hırkayı sırtımdan çıkardım. Bîçarenin haline baktım. Gözlerimden yaş boşaldı. Ne üzücü manzara..! ne büyük üzüntü..!

Hırkam koltuğumun altında olduğu halde eve geldiğim zaman ağladığım, iç çekmemden belli oluyordu. Annem beni o halde görünce telâşla:

-Sana ne oldu oğlum? Ne ağlıyorsun? Hırkanı neye çıkardın? Vah, vah! Nedir bakayım, söyle! diye üzüldü.

Hırkamı koltuğumun altından aldığım sırada dedim ki:

Köşe başında kuyruksuz bir köpeğe rast geldim de... Üzerime atıldı.

Annem daha fazla üzülmüş bir halde beni kucakladı. İşte o zaman ağlamaya başladım.

Bu olay bana o köşe başını hiç unutturmaz.

Muallim Naci

(Ömer’in Çocukluğu’ndan)

A. Sözlük çalışmaları

a) Kelimeler: yokuş, hırka, besbelli ve feryat kelimelerinin anlamlarını sözlükten bulup bu kelimeleri birer cümlede kullanınız.

b) Deyimler, gruplar: pençe atmak, kaçmaya yeltenmek, yaş boşalmak ve iç çekmek deyimlerinin anlamlarını öğrenip bu deyimleri cümle içinde kullanınız.

B. Metnin incelenmesi

1. Ömer, dört cepli hırkasını niçin daha çok seviyor?

2. Ömer, köpekle nerede karşılaşıyor?

3. Ağa, Ömer’i, köpeğin saldırısından kurtarıyor mu?

4. Ömer’in en büyük üzüntüsü nedir?

5. Ömer, köşe başını niçin unutamıyor?

C. Dil ve anlatım

1. Bu hırkayı, dört cebi olduğu için pek severdim. Çocuklar, annelerini severler. Yukarıdaki cümlede geçen sevmek fiillerini anlam yönüyle karşılaştırınız.

2. Bu hali pencereden seyretmekte olan ağa, lütfen bir kere daha ‘hoşt’ diye bağırdı. Bu cümlede geçen ‘lütfen’ kelimesinin hangi anlama geldiğini söyleyiniz.

D. Tür ve şekil

1. Babamın Vasiyeti ve Hocamız Ahmet Haşim parçalarında hatıra türü hakkında bilgi edinmiştiniz. Yazarlar başlarından geçmiş, yaşantılarına karışmış olayları edebî bir dille anlatırlar. Bu tür yazılara hatıra denir.

2. Muallim Naci’nin asıl ismi Ömer’dir. Yazar, çocukluğunda geçmiş bir olayı daha sonra kaleme almıştır. Bu yazı, yazarın hatıralarını topladığı Sümbüle adlı eserden alınmıştır.

E. Перевести на турецкий язык:

спускаться с холма (пригорка, возвышенности), сделать два, три шага, нападать на кого-либо, от кого ждать помощи? быть занятым чем-либо, переводя дух (запыхавшись), слезы полились, столкнуться с кем-либо, взволнованно (обеспокоено).

Derse Hazırlık

1. Masal ile hikâye arasında ne gibi benzerlik ve farklar vardır?

2. Çocukluğunuzda size anlatılan masallar var mıydı?

3. Kendinizden küçüklere hiç masal anlattınız mı?

Gençlikte mi kocalıkta mı

Bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemek günahmış. Deve berber baykuş kadı iken bir çiftçi ve bir de karısı varmış. Bu çiftçi her gün sabahtan tarlaya gidip eker biçermiş. Bir gün yine tarlasında çalışırken ansızın arkasındaki kayalıklardan bir ses duymuş: ‘Ey çiftçi, başına bir felâket gelecek, bu felâketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?’

Çiftçi o akşam evine döndüğü zaman karısına: Bu gün garip bir şey oldu, ben tarlayı sürerken arkamdaki kayalıklardan bir ses duydum. Bana şöyle sesleniyordu: ‘Ey çiftçi, başına bir felâket gelecek, bu felâketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?’ ‘Bu sesi tekrar duyarsam nasıl cevap vereyim?’ diye sormuş.

Karısı: ‘Eğer başına bir felâket gelecekse bırak gençliğinde gelsin.’demiş.

Ertesi gün, kayalıklardan gelen ses, çiftçiye aynı şekilde seslenince çiftçi: ‘ Ey insanoğlu, eğer başıma bir şey gelecekse gençlikte isterim.’diye karşılık vermiş.

O akşam çiftçi tarlardan evine dönünce, evinin alevler içinde yanmakta olduğunu görmüş. Alevler içindeki evinden yalnızca karısını ve iki oğlunu kurtarabilmiş. Artık orada kalmak için bir neden yokmuş. Bir başka köye giderek bir ağanın yanında çoban olarak işe başlamış.

Yeni işinin ikinci gününde, sürüleri alıp evden uzaklaştığı zaman, başına ikinci felâket gelmiş. O civarda konaklayan bir bezirgân biraz merhem istemek için adamlarından birini çobanın evine göndermiş. Merhem ile sırtını ovdurmak istiyormuş. Çobanın karısı kibar bir kadınmış. Bezirgâna bir şişe dolusu merhem vermiş. Bezirgân kadının kendisiyle ilgilendiğini düşünerek onu sandığına attığı gibi kaçırmış.

Çoban o akşam evine döndüğü zaman karısının evde olmadığını ve iki çocuğunun ağlamaklı olduğunu görmüş. Oğulları, çobana, annelerinin kaçırılmış olduğunu söylemişler.

Из за большого объема этот материал размещен на нескольких страницах:
1 2 3 4 5 6 7