Партнерка на США и Канаду по недвижимости, выплаты в крипто
- 30% recurring commission
- Выплаты в USDT
- Вывод каждую неделю
- Комиссия до 5 лет за каждого referral
Derse Hazırlık
1. Masal ile hikâye arasında ne gibi benzerlik ve farklar vardır?
2. Çocukluğunuzda size anlatılan masallar var mıydı?
3. Kendinizden küçüklere hiç masal anlattınız mı?
Gençlikte mi kocalıkta mı
Bir varmış bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş, çok söylemek günahmış. Deve berber baykuş kadı iken bir çiftçi ve bir de karısı varmış. Bu çiftçi her gün sabahtan tarlaya gidip eker biçermiş. Bir gün yine tarlasında çalışırken ansızın arkasındaki kayalıklardan bir ses duymuş: ‘Ey çiftçi, başına bir felâket gelecek, bu felâketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?’
Çiftçi o akşam evine döndüğü zaman karısına: Bu gün garip bir şey oldu, ben tarlayı sürerken arkamdaki kayalıklardan bir ses duydum. Bana şöyle sesleniyordu: ‘Ey çiftçi, başına bir felâket gelecek, bu felâketi gençlikte mi kocalıkta mı istersin?’ ‘Bu sesi tekrar duyarsam nasıl cevap vereyim?’ diye sormuş.
Karısı: ‘Eğer başına bir felâket gelecekse bırak gençliğinde gelsin.’demiş.
Ertesi gün, kayalıklardan gelen ses, çiftçiye aynı şekilde seslenince çiftçi: ‘ Ey insanoğlu, eğer başıma bir şey gelecekse gençlikte isterim.’diye karşılık vermiş.
O akşam çiftçi tarlardan evine dönünce, evinin alevler içinde yanmakta olduğunu görmüş. Alevler içindeki evinden yalnızca karısını ve iki oğlunu kurtarabilmiş. Artık orada kalmak için bir neden yokmuş. Bir başka köye giderek bir ağanın yanında çoban olarak işe başlamış.
Yeni işinin ikinci gününde, sürüleri alıp evden uzaklaştığı zaman, başına ikinci felâket gelmiş. O civarda konaklayan bir bezirgân biraz merhem istemek için adamlarından birini çobanın evine göndermiş. Merhem ile sırtını ovdurmak istiyormuş. Çobanın karısı kibar bir kadınmış. Bezirgâna bir şişe dolusu merhem vermiş. Bezirgân kadının kendisiyle ilgilendiğini düşünerek onu sandığına attığı gibi kaçırmış.
Çoban o akşam evine döndüğü zaman karısının evde olmadığını ve iki çocuğunun ağlamaklı olduğunu görmüş. Oğulları, çobana, annelerinin kaçırılmış olduğunu söylemişler.
Çoban artık oralarda kalmak istememiş. Bir iki eşyasını toparlayarak oğullarını da yanına alıp bir başka köye gitmek üzere yola çıkmış. Yolda karşılarına bir nehir çıkmış. Bu nehri geçmeleri gerekmekteymiş. Çoban, oğullarından birini kıyıda bırakarak diğerini sırtına almış ve nehri geçmeye başlamış. Tam nehrin ortasına geldiği zaman kıyıdaki oğlunun bağırmakta olduğunu duymuş. Geriye baktığı zaman oğlunun bir kurt tarafından sürüklenmekte olduğunu görmüş. Onu kurtarmak için kıyıya doğru koşmaya başlamış. Fakat bu sırada, sırtındaki çocuk nehre düşmüş ve suların arasında kaybolup gitmiş. Böylece çoban bir anda iki oğlunu birden kaybetmiş.
Çoban, yürümeye devam etmiş, az sonra bir köye gelmiş. Orada bir kalabalığa rastlamış. Bu kalabalığın ne olduğunu anlamak için oraya doğru yürümüş. Bu ülkenin insanları, padişah seçiyorlarmış. Bunun için de ehlileştirilmiş bir kuş salıvermişler, kuş gidip kimin üzerine konarsa, onu padişah olarak ilân etmeye karar vermişler.
Kuş gidip çobanın üzerine konmuş. Köy halkı bu işe karşı çıkmış ve ‘Bu kel oğlanı bırakın, o bizim padişahımız olamaz, kuşu tekrar uçuralım’ demişler. Fakat kuş tekrar çobanın başına konunca, onu padişah olarak ilân etmeye karar vermişler.
Yeni padişah, senelerce hüküm sürmüş, bu arada ölmüş olduklarını zannettiği iki oğlu büyümüşler ve ikisi de asker olmuşlar. Birbirlerinin hiç tanımıyorlarmış. Fakat tesadüfen her ikisi de köy yakınındaki bir karakolda görevlendirilmişler. Günün birinde, bir bezirgân bu karakola uğrayarak bir sandık bırakmış. Kendisi padişahı ziyaret edeceğinden, dönünceye kadar sandığa göz kulak olmalarını istemiş.
Askerlerden biri diğerlerine: ‘Haydi, bana hayatını anlat da vakit geçsin’ demiş.
Diğer asker anlatmaya başlamış. Babam çiftçi idi, bir gün tarlada çalışırken arkasından bir ses ona: ‘Başına bir felaket gelecek, gençlikte mi istersin, kocalıkta mı?’ diye sormuş. Babam gençken olmasını istemiş. Sonra başına bir sürü üzücü olaylar gelmiş. Evimiz yanmış, annem kaçırılmış, bir kurt beni alıp götürmüş ve kardeşim de nehirde boğulmuş.
Ben senin kardeşinim ve ben boğulmadım. Beni bir oduncu nehirden çıkardı ve büyüyünceye kadar onunla birlikte yaşadım. İki kardeş birbirleri ile kucaklaşırken aniden bezirgânın bıraktığı sandığın içinden bir ses duymuşlar. Sandığı açtıkları zaman içinde bir kadın olduğunu görmüşler. Kadın: ‘Ben sizin annenizim ve kaçırıldığım günden beri bu sandığın içinde yaşıyorum’ demiş.
Bezirgân, geri döndüğü zaman ana ve oğulların birbirleri ile kucaklaşmakta olduklarını görmüş. Bezirgân çok kızmış ve şikâyette bulunmak üzere padişaha gitmiş. Padişah kadın be oğullarının, huzuruna getirilmelerini emretmiş. Sonra onlara durumu açıklamalarını söylemiş. İki muhafız hayat hikâyelerini anlatmışlar. Sözleri bitince padişah onlara: ‘Bunlar çok garip hikâyeler fakat ben size daha da garip bir şey söyleyeceğim. Ben sizin babanızım, bu kadın da benim karım’ demiş.
Padişah, bezirgânı tutuklatıp bir atın kuyruğuna bağlatmış ve atı kırbaçlatmış. Bezirgân taşlara çarpa çarpa parçalanmış.
A. E. Uysal
A. Sözlük çalışmaları
a) Kelimeler: kul, çiftçi, ansızın, kocalık, neden, konaklamak, bezirgân, merhem, ovmak, kalabalık, ehlileştirmek, tesadüf, tutuklama, karakol, ve kırbaç kelimelerinin anlamlarını sözlükten bulunuz. Bezirgân, kırbaç, tutuklama ve neden sözcükleriyle birer cümle kurunuz.
b) Deyimler, gruplar: tarla sürmek, göz kulak olmak, deyimlerinin anlamlarını öğrenip bu deyimleri cümle içinde kullanınız.
B. Metnin incelenmesi
1. Kayalıklardan gelen ses, çiftçiye ne diyor?
2. Çiftçinin karısı, kayalıklardan gelen sese, kocasının nasıl cevap vermesini istiyor?
3. Çiftçi, köyünü niçin terk ediyor?
4. Çobanın oğullarının başına nasıl bir felâket geliyor?
5. Çiftçi nasıl padişah oluyor?
6. Çiftçi ve ailesi birbirine nasıl kavuşuyor?
C. Dil ve anlatım
a. Bir başka köye gitmek üzere yola çıkmış. Bu cümledeki yol kelimesi, ilk anda herkesin zihninde aynı anlamı çağrıştırdığı için gerçek anlamda kullanılmıştır. İlk anda herkesin zihninde aynı anlamı çağrıştıran kelimelere temel (gerçek) anlamlı kelimeler denir.
Yol dendiğinde, insan veya hayvanların geçmesi için açılan yürümeye uygun yer akla gelir. İşte bu anlam, yol kelimesinin temel (gerçek) anlamıdır.
İşler yoluna girdi artık. Bu cümlede ise yol kelimesi, gerçek anlamının dışında bir anlam kazanmıştır. Bu cümlede yol kelimesi, yoluna girmek şeklinde kalıplaşmış ve düzene girmek anlamında kullanılmıştır.
Bir kelimenin ilgi veya benzetme yoluyla, gerçek anlamına bağlı olarak yeni bir anlam kazanmasına mecaz anlam denir.
b. Çocuk, dedesiyle yürüyordu.
Çocuk, büyük babasıyla yürüyordu.
Yukarıdaki iki cümlede yer alan dede ve büyük baba kelimeleri aynı (eş) anlamdadır.
Yazılışları ve okunuşları farklı, anlamları aynı olan kelimelere eş anlamlı (anlamdaş) kelimeler denir.
c. Ey çiftçi, başına bir felâket gelecek, bu felâketi gençlikte mı kocalıkta mı istersin?
Yukarıdaki cümlede geçen, kocalık kelimesinin anlamdaşını bulunuz.
d. Gençlik ve kocalık kelimelerinin anlamları birbirlerine göre ters (zıt)tir.
Anlam bakımından birbirine ters (zıt) olan kelimelere zıt anlamlı sözcükler denir.
Örnek:
Uzun-kısa, gelmek-gitmek, ak-kara.
D. Tür ve Şekil
a) Olağanüstü olaylarla süslü, olağanüstü kişilerin başından geçen, zaman ve yer kavramları belli olmayan, ilgi çekici hikâyelere masal denir.
b) Masal kahramanları iyilik, cömertlik, cimrilik, güzellik, korkunçluk gibi özellikleri (değerleri) temsil eder. Böylece okuyanlara, dinleyenlere ibret dersi olacak olayları yaşarlar.
c) Masallar, olağanüstü olay ve kişileriyle çocukların hayal güçlerini geliştirir.
d) Masalların belli başlı kahramanları; devler, ejderhalar, cadılar, periler, cüceler vb. dir.
e) Okumuş olduğunuz masaldaki olağanüstü olayları gösteriniz.
E. Перевести на турецкий язык:
сеять и жать, вдруг, внезапно, случилось несчастье, потерять (потеряться), толпа, выбирать правителя, объявить кого-либо правителем, присмотреть за кем-либо, быть украденным.
Derse Hazırlık
1. Keramet sözü sizlere neleri çağrıştırıyor?
2. Keramet sahibi olan insanların ortak özellikleri nelerdir?
Keramet
Yangın yarım saatten beri devam ediyordu. Fakat mahallenin ahalisi yangının iki ev sonra söneceğine inanıyorlardı. Çünkü bir evliyanın türbesi vardı. Mümkün değildi o tutuşmazdı. Şiddetli bir kıble rüzgârı esiyor, alevleri, kıvılcımlar saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine, türbenin altında evlerin çatılarına fırlatıyordu. İtfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini harcıyordu. Polisler etrafı ablukaya almışlar, çalınabilecek eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. Çiroz Ahmet, etrafına bir göz gezdirdi. Bu, kasarlanmış bir külhan beyi idi. Ona göre yangın demek vurgun demekti. Ama mahalle çok fakirdi. Biliyordu ki, şu yanan zavallı kulübeciklerin içinde yatak yorgandan başka bir şey yoktu. Halbuki vurgunda âdet, yükte hafif, pahada ağır şeyleri bulmaktı.
-Allah belâsını versin! Faydasız yangın! diye başını salladı. Ahali, türbenin etrafına toplanmıştı.
-‘Buraya gelince söner,’ diyorlardı. Çiroz Ahmet, yeşil boyalı türbenin penceresine sokuldu. Kör bir kandilin hafifçe aydınlattığı sandukaya baktı. Baş ucunda iki seccade yayılı idi. Açık rahlelerde büyük Kur’an-ı Kerimler vardı. Çiroz Ahmet, kelepir karşısında parlayan bir Yahudi gözüyle bunlara baktı. Asgarî bir hesap yaptı. İçinden:
-‘Şamdanlar onar liradan yirmi... Seccadeler beşerden on... Kitaplar mutlaka yazmadır. Yirmi de onlar, etti elli...’ dedi.
Yeşil boyalı kapıya gitti. Çiroz, kemikli omuzlarıyla bu kapının kuvvetini yokladı. Sonra kilidine baktı. Yavaş yavaş dayanmaya başladı. Halk yangınla meşguldü. Çiroz Ahmet son derece kuvvetliydi: hani o yalnız külhan beylerine mahsus, bazusuz, sporsuz, gizli, harikulâde kuvvet... Dayandıkça kapı çatırdamağa başladı. Nihayet küt etti, açıldı. Çiroz’un içeri gerince ilk işi, kör kandilleri üflemek oldu. Fakat alacağı şeyler, her ne kadar pahada ağır ise de yükte öyle hafif değildi. Zihni hemen bir vurgun plânı tertibine başladı. Plân zihninde teşekkül ettikçe Çiroz ‘netice’yi beklemiyor, teferruatını tatbik ediyordu. Şamdanların mumlarını çıkarıp yere attı. Rahledeki kitapları alıp hepsini belinden çıkardığı Trablus kuşağına sardı. Sonra biraz durdu, burnunu kaşıdı. Yavaşçacık seccadeleri topladı; bunları, beygirin üzerine çul vurur gibi sandukanın sırtına örttü. Şimdi kapıdan çıkmak lâzım geliyordu. Ama dışarısı doluydu. Kavuk da bırakılacak bir şey değildi. Üzerinde sırmalı bir çevre vardı. Sanduka birdenbire kaydı. Çiroz Ahmet, düşmemek için toplandı. Acaba evliya diriliyor muydu? Durdu, baktı, gülümsedi:
-‘Vay canına, yere mıhlı değilmiş be!’ dedi. Eğildi, altına bakmak için sandukayı kaldırdı. Bu, gayet hafifti. İnce tahtadan yapılmış, üstüne yeşil çuha örtülmüştü. Zihnindeki ‘çıkış plânı’ tamamlandı. Kitaplarla şamdanları kucakladı. Kendisi sandukanın altına girdi. Yavaş yavaş yürüdü, durdu. Sandukanın altından, elini çıkarıp kapıyı açtı. Sol taraf caddeye çıkıyordu. Yakalanmak ihtimali vardı. Sağ taraftaki sokak tenha idi. Viranelikler çoktu. Ama yangın o tarafta idi. Herkes o tarafa birikmişti. Çiroz Ahmet sandukanın altında uzun müddet düşünmedi. Paldır küldür kapıdan çıktı. Gürültüye başını çeviren halk şaşırdı. Herkes olduğu yerde kaldı. İşte evliya kalkmış, yürüyordu. Tulumbalar durdu. Şiddetle esen rüzgâr birdenbire kesildi. İtfaiye askerleri korkularından ellerindeki baltaları, kancaları, hortumları düşürdüler. Sanduka, yangına doğru yürüdü. İki tarafa açılıp yol veren ahali korkudan titriyordu. Sanduka, korkunç manevî bir heybetle sallana sallana aralarından geçti. Karanlıklarda kayboldu.
Türbeden evvelki eki ev, ateşten kurtulmuştu. Yanmayıp evliyasız kalan türbe, yine mahalledeki kutsiyetini muhafaza etti. Yalnız, okuyanlar yüzlerini eskisi gibi artık boş binaya çevirmiyorlar, kıbleye bakıyorlar:
-‘İki gözüm yangın gecesi bu tarafa gitti.’diyorlardı.
Ömer Seyfettin
A. Sözlük çalışmaları
a) Kelimeler: türbe, itfaiye, tulumba, külhan beyi, kandil, seccade, rahle, kelepir, asgarî, bazu (pazı), harikulâde, teferruat, kuşak, beygir, çul, kavuk, sanduka, çuha, tenha, virane ve müddet kelimelerinin anlamlarını sözlükten bulunuz. Seccade, kelepir, teferruat ve harikulâde sözcükleriyle birer cümle kurunuz.
b) Deyimler, gruplar: ablukaya almak, teşekkül etmek, yükte hafif pahada ağır ve göz gezdirmek sözlerinin anlamlarını bulup bu deyimleri cümle içinde kullanınız.
B. Metnin incelenmesi
1. Çiroz Ahmet’in yangın hakkındaki düşünceleri nelerdir?
2. Mahallede oturanlar, yangının, iki ev sonra söneceğine niçin inanıyorlar?
3. Halk yangınla meşgul olurken, Çiroz Ahmet ne yapıyor?
4. Çiroz Ahmet, çaldığı eşyaları, türbeden dışarıya nasıl çıkarıyor?
5. Mahalle halkı, Çiroz Ahmet’in sandukanın altına girerek türbeden ayrılmasını nasıl değerlendiriyor?
6. Türbe, mahalledeki eski kutsallığını koruyor mu?
C. Dil ve anlatım
1. ‘Ona göre yangın demek, vurgun demekti.’sözünden ne anlıyorsunuz?
2. ‘Çiroz Ahmet, kelepir karşısında parlayan bir Yahudi gözüyle bunlara baktı.’cümlesinde Yahudi gözüyle bakmak sözleri ne anlama gelmektedir?
3. ‘Fakat alacağı şeyler, her ne kadar pahada ağır ise de yükte öyle hafif değildi.’ Bu cümlede yer alan pahada ağır sözünün anlamını söyleyiniz.
D. Tür ve Şekil
a. Hikâye türünde bir yazı okudunuz. Hikâyelerde yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayları anlatılır.
b. Hikâyelerde kişi sayısı azdır.
c. Bir tek olay anlatılmak amacıyla yazılır.
d. Hikâyelerde kişiler, bütün yönleriyle tanıtılmaz.
e. Hikâyeler genelde birkaç sayfa uzunlukta olur.
E.Yazar hakkında bilgi
Ömer Seyfettin ()
Tanzimatla Türk edebiyatına giren küçük, realist (gerçekçi) hikâyeleri ile tanındı. Eserlerinde Türkçülük, milliyetçilik ülküsüyle kaynaşmış sanatı göze çapar. Günlük yaşantılar, çocukluk hatıraları, menkıbeler, efsaneler, tarih, folklor ve halk hikâyeleri, eserlerinin kaynağını teşkil eder.
Eserlerinden Bazıları: Balkan Harbi, İlk Düşen Ak, Gizli Mabed.
F. Перевести на турецкий язык:
продолжаться (длиться), жители квартала, окружить что-либо, оглядеть все вокруг, сделать примерный расчет, мал золотник да дорог, пожарная команда, обдумывать (долго думать).
Derse Hazırlık
1. Evinizde hayvan besliyor musunuz?
2. Eğitilebilen hayvanlardan bildiklerinizin isimlerini söyleyiniz.
Terbiyesi en güç olan hayvan
Altmışını çoktan geçmiş olan Hüseyin Efendi’nin en büyük zevkilerinden biri; akşamın geç saatlerinde parka gidip caddeye bakan kanapeye oturarak başını dinlemek, gelen geçeni seyretmekti. Gene bir gün parkın kapısından girdiği sırada, burnunun ucuna kadar inen gözlüğünü düzeltmek isterken, kolunda asılı duran bastonu nasılsa yere düştü. Gözlüğünü yerine iyice yerleştirip bastonunu almak için eğildiği sırada birdenbire korkuyla geri çekilmek zoruna kaldı. İri bir köpek, ondan evvel davranarak bastonu ağzına almış, Hüseyin Efendi’nin karşısında duruyordu...
Hüseyin efendi, korkusunu yenerek, bu şımarık köpeğin münasebetsizliğine kızmağa, sahibini bulup çıkışmağa vakit bulamadım köpek ona biraz daha yaklaştı. ‘Buyurun bastonunuzu’, der gibi başını yukarı kaldırdı. Bir koç kadar büyük, uzun ve geniş kulaktı, sarkık avurtlu, uzun açık kahve rengi tüyleri olan bu köpeğin bakışları o derece itimat telkin ediyordu ki, Hüseyin Efendi, dirseğinden biri itivermiş gibi elini uzatarak bastonu almak zorunda kaldı ve köpeğin bu hareketine takdir mahiyetinde hafifçe gülümsedi... Köpek, olanlardan habersiz, biraz ileride bir çocuk arabasıyla meşgul olan genç kadına doğru koşarken o da, gözlerini bu kibar köpekten ayırmadan yavaş yavaş kanepeye doğru ilerledi... Yerine henüz oturmuştu, bastonunun yanı başına dayamıştı ki köpek tekrar göründü. Etrafında iki kere döndükten sonra karşısında durarak gözleriyle Hüseyin Efendi’nin gözlerini buldu, hareketsiz bakmağa başladı. Köpeğin onunla konuşmak, ona bir şeyler söylemek isteyen bir hâli vardı. Hüseyin Efendi bir anlık tereddütten sonra elini uzatarak onun başını ve sırtını okşadı. ‘Haydi, dedi, seni affettim... Bana yardım ettiğin için de teşekkür ederim.’
Hayvan, sanki bu sözleri bekliyormuş, bundan memnuniyet hissetmiş gibi başını onun bacaklarına sürerek sevinçle sahibinin yanına döndü.
Hüseyin Efendi köpeği pek sevmemekle beraber bu havyvana hayran kalmış, onun âdeta konuşan gözleri ihtiyarı büyülemişti. Artık caddeyi, oradan geçenleri unutmuş, devamlı bu köpeği seyrediyor, ara sıra onun da kendisine baktığını, arkadaşlık etmek istediğini fark ediyordu... Bir ara genç kadın, arabadaki çocuğun ağlaması üzerine çantasından çıkardığı madenî bir parayı ona uzattı. Köpek, uzatılan parayı dişleri arasına yerleştirerek yıldırım hızıyla kapıya doğru koştu ve gözden kayboldu.
|
Из за большого объема этот материал размещен на нескольких страницах:
1 2 3 4 5 6 7 |


