45. Suyunu küplere doldurun

Rumelihisarı'ndaki Bektaşi Tekkesi Postnişini Gani Baba'ya canlardan biri sormuş:

"Erenler! Bu yıl üzüm bereketli oldu, ne yapalım?"

"Konu komşuya dağıtınız!" demiş. Bir kaç gün sonra tekrar sormuş:

"Konu komşuya dağıttık, bitmiyor ki. Kütüklerden fışkırıyor."

"Sokaktan geçenlere verin!" Aradan bir iki gün geçmiş:

"Baba erenler! Dağıttıkça bereketi artıyor... Koyacak ne sepet kaldı, ne küfe, ne de kap kacak. Başka ne yapabiliriz?"

Baba erenler, tacını çıkarmış, başını kaşıyarak:

"Suyunu küplere doldurun" demiş, "bakalım Allah ne gösterir!"

46. Biz de öyle başlamıştık (мы тоже так начинали)

Bektaşi'nin biri, meyhanede demlenirken (один бекташи в кабаке выпивал когда), bir çocuk kapıdan kafasını uzatarak (один ребенок, в дверь голову просунув):

"Meyhaneci amca, sirke var mı?", diye sormuş (дядя кабатчик, уксус есть ли, — спросил; amca — дядя, вежливое обращение к старшим). Bektaşi çocuğa seslenmiş (бекташи ребенку крикнул):

"Ne istedin evladım (что ты хотел, детка)?"

Çocuk (ребенок):

"Sirke istedim baba!" deyince, Bektaşi şu yanıtı vermiş (уксус хотел, отец! — сказал /как/ только, бекташи такой ответ дал):

"Evet evet, işte biz de öyle başlamıştık (да, да, вот мы тоже так начинали)!"

46. Biz de öyle başlamıştık

Bektaşi'nin biri, meyhanede demlenirken, bir çocuk kapıdan kafasını uzatarak:

"Meyhaneci amca, sirke var mı?", diye sormuş. Bektaşi çocuğa seslenmiş:

"Ne istedin evladım?"

Çocuk:

"Sirke istedim baba!" deyince, Bektaşi şu yanıtı vermiş:

"Evet evet, işte biz de öyle başlamıştık!"

47. Ramazanda (в рамазан)

İçkinin yasak edildiği dönemlerde (во времена, /когда/ выпивку запрещали; yasak — запретный) bir Bektaşi dervişi, bir meyhanenin köşesine sinip (один дервиш бекташи, в углу кабака спрятавшись; meyhane — кабак: «дом вина» /перс./), çekine çekine demleniyormuş (боязливо /вино/ потягивал; çekinmek — стесняться, робеть). Meyhaneci (кабатчик):

"Yahu!" demiş, "senin elbette bir evin de var (эй! — сказал, — у тебя, конечно, дом есть). Bu mereti burada korka korka içeceğine (эту дрянь здесь в страхе пить вместо того чтобы; korkmak — бояться), evde daha rahat demlensen olmaz mı (дома более спокойно пить будешь если, нельзя ли)?" Bunun üzerine Derviş (на это дервиш):

"O senin dediğin Ramazanda olur, be imanım!" demiş (то, сказанное тобой, в рамазан происходит, эй, дружище! — сказал).

47. Ramazanda

İçkinin yasak edildiği dönemlerde bir Bektaşi dervişi, bir meyhanenin köşesine sinip, çekine çekine demleniyormuş. Meyhaneci:

"Yahu!" demiş, "senin elbette bir evin de var. Bu mereti burada korka korka içeceğine, evde daha rahat demlensen olmaz mı?" Bunun üzerine Derviş:

"O senin dediğin Ramazanda olur, be imanım!" demiş.

48. Selamünaleyküm ey Fıçı Baba (здравствуй, эй, Бочонок-баба)!

Bektaşi'nin biri, seyahat ederken bir kasabaya uğramış (один бекташи, путешествие совершая, в одну касабу /небольшой городок/ заехал). Çarşıyı dolaşırken sağı, solu koklayarak (по рынку бродил когда, справа, слева, принюхиваясь), meyhanenin neresi olduğunu öğrenmek istemiş (кабак где находится, узнать хотел). Bir yerde içki kokusu hissedince, hemen kapıdan içeri dalmış (в одном месте спиртного запах почувствовал /как/ только, сразу через дверь внутрь нырнул). O esnada hoca ile meyhaneci ayakta sohbet ediyorlarmış (в то время ходжа и кабатчик стоя: «на ногах», беседовали; ayak — нога; sohbet — беседа). Rakı varillerini gören Bektaşi (бочонки с ракы увидевший бекташи), onlara selâm vermeden, büyük bir fıçının yanına gelerek (их не поприветствовав, к большой бочке подойдя; selâm — мир, привет):

"Selamünaleyküm ey Fıçı Baba!" demiş (здравствуй, эй, Бочонок-баба! — сказал) ve binliğini doldurmağa başlamış (и бутыль свою наполнять начал). Hocanın bu işe canı sıkılmış (ходжа из-за этого дела огорчился; -a canı sıkılmak — огорчаться, раздражаться из-за чего-л.; can — душа):

НЕ нашли? Не то? Что вы ищете?

"Be hey zındık herif!" demiş (эй, неверующий мерзавец: «тип»! — сказал), "bizim gibi Müslümanlara selam vermeyip de (нам подобных мусульман не поприветствовав, а), o zıkkım fıçısına selâm vermek revayı hak mıdır (ту ядовитую бочку приветствовать приличествует ли; reva — приличествующий, hak — право)?" Bektaşi (бекташи):

"A hocam! Niçin darılıyorsun?" demiş (эй, ходжа! Почему ты обижаешься? — сказал), "bu fıçının içinde binlerce kilo rakı var (этой бочки внутри тысячи килограмм ракы есть), meskut bir halde bekliyor ve hiç sırrını faş etmiyor (молчаливым образом ждет и вовсе тайну свою не разглашает; faş — разглашение) Maşallah (молодец)! Bundan sana yüz gram içirseler (из этого тебя 100 граммами напоят если), içindeki bütün şeytaneti dışarıya vurursun (/ту, что/ внутри тебя всю дьявольщину обнаружишь; dışarıya vurmak — показывать, демонстрировать; dışarı — снаружи)! İnsaf et bir kere (имей же совесть /хоть/ разок; insaf — справедливость, совесть)... Sana mı, yoksa Fıçı Babaya mı selâm yaraşır (тебе или Бочонку-бабе приветствие приличествует)?"

48. Selamünaleyküm ey Fıçı Baba!

Bektaşi'nin biri, seyahat ederken bir kasabaya uğramış. Çarşıyı dolaşırken sağı, solu koklayarak, meyhanenin neresi olduğunu öğrenmek istemiş. Bir yerde içki kokusu hissedince, hemen kapıdan içeri dalmış. O esnada hoca ile meyhaneci ayakta sohbet ediyorlarmış. Rakı varillerini gören Bektaşi, onlara selâm vermeden, büyük bir fıçının yanına gelerek:

"Selamünaleyküm ey Fıçı Baba!" demiş ve binliğini doldurmağa başlamış. Hocanın bu işe canı sıkılmış:

"Be hey zındık herif!" demiş, "bizim gibi Müslümanlara selam vermeyip de, o zıkkım fıçısına selâm vermek revayı hak mıdır?" Bektaşi:

"A hocam! Niçin darılıyorsun?" demiş, "bu fıçının içinde binlerce kilo rakı var, meskut bir halde bekliyor ve hiç sırrını faş etmiyor. Maşallah! Bundan sana yüz gram içirseler, içindeki bütün şeytaneti dışarıya vurursun! İnsaf et bir kere... Sana mı, yoksa Fıçı Babaya mı selâm yaraşır?"

49. Meyhaneye giden yol (в кабак ведущая дорога)

Bektaşi'nin biri, seyahata çıkmış (один бекташи в путешествие отправился), uğradığı bir şehirde meyhanenin yerini öğrenmek için (в одном городе, /куда/ он заехал, кабака место узнать чтобы), ilk rastladığı bir şahısa sormuş (первого встреченного человека спросил; rastlamak — встречаться, сталкиваться /неожиданно/; şahıs — лицо, личность):

"Erenler, dergâh ne taraftadır, söyler misiniz (Божий человек, обитель дервишей в какой стороне, скажете ли)!" Adamcağız da (бедняга: «человечек» же):

"Sağdan gider, sola saparsın... ", diye tarife başlamış (справа пройдешь, налево завернешь, — описание начал). Bektaşi sormuş (бекташи спросил):

"Efendim, orası meyhaneye çıkmaz mı (эфенди, то место не к кабаку ли /дорога/; çıkmak выходить)?"

"Hayır, meyhane şu karşı yoldan yürüyüp sola sapınca karşına gelir" deyince (нет, кабак по этой противоположной дороге пройдя = как пройдешь, налево свернув = свернешь, напротив тебя окажется: «придет», — сказал /как/ только), Baba, esas öğrenmek istediğini duymuştu (шейх /то, что/ главным узнать хотел, услышал; esas — основание, основа; главный, основной).

"Eyvallah!" deyip bir referans çektikten sonra (благодарю! — сказав, поблагодарил после того как; éyvallah — до свидания!, с Богом!; спасибо!, благодарю!; referans — рекомендация, рекомендательное письмо), tutar doğru meyhanenin yolunu (отправляется прямо в кабак: «держит прямо дорогу в кабак»).

49. Meyhaneye giden yol

Bektaşi'nin biri, seyahata çıkmış, uğradığı bir şehirde meyhanenin yerini öğrenmek için, ilk rastladığı bir şahısa sormuş:

"Erenler, dergâh ne taraftadır, söyler misiniz!" Adamcağız da:

"Sağdan gider, sola saparsın... ", diye tarife başlamış. Bektaşi sormuş:

"Efendim, orası meyhaneye çıkmaz mı?"

"Hayır, meyhane şu karşı yoldan yürüyüp sola sayınca karşına gelir" deyince, Baba, esas öğrenmek istediğini duymuştu.

"Eyvallah!" deyip bir referans çektikten sonra, tutar doğru meyhanenin yolunu.

50. Fazla demlenmek (много выпить)

Bektaşi, bir gün demi fazla kaçırmış (бекташи однажды спиртного много пропустил). Evine dönerken, yürümekte bir hayli güçlük çekmiş (домой возвращался когда, при ходьбе много трудностей испытал). İki tarafa yalpa vurup (в обе стороны раскачиваясь; yalpa — качка), düşe kalka giderken, kendisini bu vaziyette gören canlardan biri (падая, вставая, шел когда, его в этом состоянии увидевший один человек; düşmek — падать; kalkmak — вставать, подниматься):

"Görüyorsun ya Baba! Fazla içmek ne fena şey!" deyince (видишь, эй, шейх! Много пить какая плохая вещь! — сказал /как/ только), Bektaşi durup yüzüne bakmış (бекташи, остановившись, в лицо ему посмотрел):

"Azizim!" demiş, "içmek değil, yürümek fena şey (дорогой мой! — сказал. — Не пить, /а/ ходить — плохая вещь)!"

50. Fazla demlenmek

Bektaşi, bir gün demi fazla kaçırmış. Evine dönerken, yürümekte bir hayli güçlük çekmiş. İki tarafa yalpa vurup, düşe kalka giderken, kendisini bu vaziyette gören canlardan biri:

"Görüyorsun ya Baba! Fazla içmek ne fena şey!" deyince, Bektaşi durup yüzüne bakmış:

"Azizim!" demiş, "içmek değil, yürümek fena şey!"

51. Yüz parayla Hicaz’a mı (за сто монет в Хиджаз)?

Zenginlerden biri, Bektaşi fukaralarından birine yüz para vermiş (один из богачей одному бекташи-бедняку: «из бедняков одному» сто монет дал).

Baba: "Eyvallah!" deyip yürüyünce, zengin adam, arkasından seslenmiş (шейх: «Спасибо!» — сказав, пошел /как/ только, богатый человек вслед ему крикнул):

"Biliyorum Baba, bunu alınca doğru meyhaneye gidersin (знаю, Баба, их взяв, прямо в кабак пойдешь)!"

Bektaşi:

"Bre imanım!" demiş, "yüz parayla da Hicaz'a gidilmez ya (бекташи: «Эй, дружище! — сказал, — на сто монет в Хиджаз не поехать ведь /т. е. не совершить паломничество в Мекку/)!"

51. Yüz parayla Hicaz’a mı?

Zenginlerden biri, Bektaşi fukaralarından birine yüz para vermiş.

Baba: "Eyvallah!" deyip yürüyünce, zengin adam, arkasından seslenmiş:

"Biliyorum Baba, bunu alınca doğru meyhaneye gidersin!"

Bektaşi:

"Bre imanım!" demiş, "yüz parayla da Hicaz'a gidilmez ya!"

52. Kefen parası (деньги на саван)

Bektaşi, bir köye misafir olmuş (бекташи в одной деревне гостем стал); akşam olunca ev sahibine (вечер наступил когда, дома хозяину):

"İmanım!" demiş, "şayet ben burada ölürsem ne yaparsın (дружище, — сказал, — если я здесь умру, что ты сделаешь)?"

Ev sahibi (хозяин дома):

"Erenler, sizleri hürmetle kefenler, defnederim!" demiş (Божий человек, вас с почтением в саван заверну, похороню! — сказал; kefenlemek — заворачивать в саван, kefen — саван; defin — погребение; предание земле).

Bektaşi:

"Öyle ise beni ölmüş farzedip (бекташи: раз так, меня умершим посчитав), şu kefen parasını şimdiden himmet etseniz hiç te fena olmaz!" demiş (эти деньги на саван сейчас пожалуете если, вовсе плохо не будет! — сказал; himmet — благоволение, милость; te = de, da — и, тоже, также; да и, и). Kefen parasını almış, rakısını getirip demlendikten sonra, kendi kendine mırıldanıp (деньги на саван взял, ракы принеся, выпил после того как, сам себе пробормотав):

"Şu kefen parası, amma da işe yaradı!" demiş (эти деньги на саван как же на дело сгодились! — сказал).

52. Kefen parası

Bektaşi, bir köye misafir olmuş; akşam olunca ev sahibine:

"İmanım!" demiş, "şayet ben burada ölürsem ne yaparsın?"

Ev sahibi:

"Erenler, sizleri hürmetle kefenler, defnederim!" demiş.

Bektaşi:

"Öyle ise beni ölmüş farzedip, şu kefen parasını şimdiden himmet etseniz hiç te fena olmaz!" demiş. Kefen parasını almış, rakısını getirip demlendikten sonra, kendi kendine mırıldanıp:

"Şu kefen parası, amma da işe yaradı!" demiş.

53. Eşekliğinden (из-за своей глупости)

Baba Erenler, sünni bazı arkadaşların ısrarı üzerine (святой шейх, суннитов некоторых друзей по настоянию; ısrar — настояние), vaız dinlemek için, bir gün camiye gitmiş (проповедь послушать чтобы, однажды в мечеть пошел). Hoca, alkolün zararları üzerine bir hayli şeyler anlattıktan sonra (ходжа, о вреде алкоголя много вещей рассказал после того как), şöyle bir örnek vermiş (такой пример дал):

"Bir eşeğin önüne bir kova su, bir kova da şarap koysanız (перед ослом одно ведро воды и одно ведро вина поставите если), acaba eşek hangisini içer (интересно, осел что будет пить; hángi — какой?, который?)? Elbette ki suyu (конечно же, воду)! Peki eşek neden şarabı içmez?" deyince (хорошо, осел почему вино не станет пить? — сказал /как/ только), Bektaşi taşı gediğine koymuş (бекташи высказался: «камень в расщелину положил»):

"Neden olacak ki be imanım?" demiş, "eşekliğinden (почему не станет, а, дружище? — сказал, — из-за своей глупости: «ослиности»)!'

53. Eşekliğinden

Baba Erenler, sünni bazı arkadaşların ısrarı üzerine, vaız dinlemek için, bir gün camiye gitmiş. Hoca, alkolün zararları üzerine bir hayli şeyler anlattıktan sonra, şöyle bir örnek vermiş:

"Bir eşeğin önüne bir kova su, bir kova da şarap koysanız, acaba eşek hangisini içer? Elbette ki suyu! Peki eşek neden şarabı içmez?" deyince, Bektaşi taşı gediğine koymuş:

"Neden olacak ki be imanım?" demiş, "eşekliğinden!'

54. Takke (ермолка)

Bektaşi'nin biri, yolculuğu sırasında bir eve misafir olmuş (один бекташи во время поездки в одном доме гостем стал). Ev sahibi her akşam rakı içtiği halde (несмотря на то, что дома хозяин каждый вечер ракы пил), o gün misafirden çekinerek içemez olmuş (в тот день гостя устыдившись, пить не смог). Bu nedenle içkisini gece yatağının yanına alıp, bardağına doldurarak içermiş (по этой причине, спиртное свое к кровати принеся, стакан наполняя, пил).

Ev sahibi bir ara dışarı çıkmış (дома хозяин на какое-то время наружу вышел), işin farkına varan Bektaşi, karanlıkta yavaşça kalkmış (/в чем/ дело заметивший, бекташи в темноте тихонько встал); dolu bardağı alıp karaya dikmiş ve tekrar yatağına yatmış (полный стакан взяв, опрокинул в глотку и снова в кровать лег; kara — суша; dikmek — ставить, устанавливать, вбивать; /разг./ опрокинуть рюмку, выпить залпом).

Dışardan dönen ev sahibi, yatağına girmiş (с улицы вернувшийся хозяин дома в кровать лег: «вошел»); bardağa el uzatıp boş olduğunu anlayınca (к стакану руку протянув, /то, что он/ пустым является, понял /как/ только), "acaba döküldü mü" diye, sağa sola elini sürmeye başlamış (интересно, пролилось ли, — говоря, направо, налево рукой водить начал). Farkına varan Bektaşi (заметивший бекташи; fark — разница, различие; farkına varmak — замечать, подмечать; распознавать; догадываться; varmak прибывать; доходить, доезжать; чувствовать, ощущать, понимать):

"Efendi, ne arıyorsun?" diye sormuş (эфенди, что ищешь? — спросил). Ev sahibi (хозяин дома):

"Gecelik takkemi şuraya koymuştum da, arıyorum, bir türlü bulamıyorum" deyince, Bektaşi (ночной колпак сюда положил и ищу, никак найти не могу, — сказал /как/ только, бекташи):

"İmanım, onu nafile arama (дружище, его впустую не ищи)! Başım üşüdü, ben giydim", demiş (у меня голова замерзла, я надел, — сказал).

54. Takke

Bektaşi'nin biri, yolculuğu sırasında bir eve misafir olmuş. Ev sahibi her akşam rakı içtiği halde, o gün misafirden çekinerek içemez olmuş. Bu nedenle içkisini gece yatağının yanına alıp, bardağına doldurarak içermiş.

Ev sahibi bir ara dışarı çıkmış, işin farkına varan Bektaşi, karanlıkta yavaşça kalkmış; dolu bardağı alıp karaya dikmiş ve tekrar yatağına yatmış.

Dışardan dönen ev sahibi, yatağına girmiş; bardağa el uzatıp boş olduğunu anlayınca, "acaba döküldü mü" diye, sağa sola elini sürmeye başlamış. Farkına varan Bektaşi:

"Efendi, ne arıyorsun?" diye sormuş. Ev sahibi:

"Gecelik takkemi şuraya koymuştum da, arıyorum, bir türlü bulamıyorum" deyince, Bektaşi:

"İmanım, onu nafile arama! Başım üşüdü, ben giydim", demiş.

55. Kötü şarap (плохое вино)

Bektaşi'ye iki testi şarap getirmişler (бекташи два кувшина вина принесли).

"Erenler, bak bakalım, bu şarapların hangisi daha iyi (Божий человек, посмотри-ка, из этих вин какое лучше)?"

Bektaşi, testinin birinden bir yudum almış (бекташи из одного кувшина один глоток сделал: «взял»):

"Ötekisi daha iyi", demiş (другое лучше, — сказал).

"İyi ama, ötekinin tadına bakmadın ki (хорошо, но другое на вкус не попробовал ведь: «на вкус его не посмотрел)?"

Bektaşi:

"İmanım!" demiş, "bundan daha kötüsü de olamaz ki (бекташи: дружище! — сказал, — более плохое, чем это, быть не может ведь)!"

55. Kötü şarap

Bektaşi'ye iki testi şarap getirmişler.

"Erenler, bak bakalım, bu şarapların hangisi daha iyi?"

Bektaşi, testinin birinden bir yudum almış:

"Ötekisi daha iyi", demiş.

"İyi ama, ötekinin tadına bakmadın ki?"

Bektaşi:

"İmanım!" demiş, "bundan daha kötüsü de olamaz ki!"

56. Ağıza göre değişir (меняется в зависимости от рта)

Bektaşi Babasına sorumuşlar (шейха бекташи спросили):

"Baba Erenler, rakı helâl mıdır, yoksa haram mıdır (святой шейх, ракы дозволено или запрещено)?"

Baba:

"Ağıza göre değişir!" demiş (шейх: в зависимости от рта меняется! — сказал; ağız — рот).

56. Ağıza göre değişir

Bektaşi Babasına sorumuşlar:

"Baba Erenler, rakı helâl mıdır, yoksa haram mıdır?"

Baba:

"Ağıza göre değişir!" demiş.

57. Ölürken (умирая)...

İçkiye aşırı tutkun bir Bektaşi (к спиртному сильно пристрастившийся один бекташи), ölüm döşeğinde yatarken bir yudum su istemiş (на смертном ложе лежал когда, глоток воды попросил). Niçin istediğini soranlara şöyle demiş (почему попросил, спрашивающим так сказал):

"İnsan ölürken düşmanlarıyla bile barışmalı (человек, умирая, с врагами своими даже помириться должен; barış — мир; barışmak — мириться)!"

57. Ölürken...

İçkiye aşırı tutkun bir Bektaşi, ölüm döşeğinde yatarken bir yudum su istemiş. Niçin istediğini soranlara şöyle demiş:

"İnsan ölürken düşmanlarıyla bile barışmalı!"

58. Yersizlikten (из-за неуместности/отсутствия места)

Bektaşi'nin biri, kem gözlerden uzak olmak için (один бекташи от дурных глаз подальше быть чтобы), tenha bir saatte boş bulduğu cami bahçesinin bir köşesine çekilip, başlamış demlenmeğe (в тихий час присев в уголке сада мечети, /которую/ он нашел пустой, начал потягивать /спиртное/; tenha — безлюдный, малолюдный; пустынный; boş — пустой). Kısa bir müdet sonra müezzin damlamış (короткое время спустя муэдзин неожиданно появился; müezzin — муэдзин /служитель мечети, призывающий с минарета к молитве/; ср. ezan — призыв к молитве):

"Ulan be kâfir, senin bu yaptığın düpedüz dinsizliktir, imansızlıktır (эй, гяур /т. е. неверный/, это тобой совершаемое настоящее вероотступничество и безбожие; düz — гладкий, ровный, плоский; düpedüz — совершенно гладкий/ровный, простой; совершенно открыто, откровенно, напрямик; din — религия)!"

Bektaşi boynunu bükmüş (бекташи голову склонил: «шею согнул»):

"Yok be imanım!" demiş, "ne dinsizlik, ne de imansızlıktır; yersizliktir, yersizlik (нет, эй, дружище! — сказал, — не вероотступничество и не безбожие, неуместность/отсутствие, нехватка места /это/)!"

58. Yersizlikten

Bektaşi'nin biri, kem gözlerden uzak olmak için, tenha bir saatte boş bulduğu cami bahçesinin bir köşesine çekilip, başlamış demlenmeğe. Kısa bir müdet sonra müezzin damlamış:

"Ulan be kâfir, senin bu yaptığın düpedüz dinsizliktir, imansızlıktır!"

Bektaşi boynunu bükmüş:

"Yok be imanım!" demiş, "ne dinsizlik, ne de imansızlıktır; yersizliktir, yersizlik!"

CAMİ

МЕЧЕТЬ

59. Deve (верблюд)

Bir gün başıboş sokakta dolaşan bir deve (однажды без присмотра по улице бродящий верблюд), cami kapısını açık görerek içeri dalmış (дверь мечети открытой увидев, внутрь проник); başını çarpıp kandilleri kırmış (головой ударившись, светильники разбил). Bunu gören kayyum, süpürgeyi alıp, hayvanı dövmeye başlamış (это увидевший служитель мечети метлу взяв, животное бить начал; kayyum, kayyım — служитель в мечети). Bu sırada yolda geçen bir Bektaşi Dervişi, kayyuma sormuş (в это время по дороге идущий дервиш-бекташи служителя спросил):

"Hayvanı neden dövüyorsun imanım (животное почему бьешь, дружище)?"

Kayyum cevap vermiş (служитель ответ дал):

"Camiye girdiği için (в мечеть вошел он так как)!"

Bektaşi:

"Vurma be kuzum!" demiş, "o bir hayvandır; aklı ermediği için girmiş. Bak ben hiç giriyor muyum (бекташи: не бей, эй, дорогой! — сказал, — он — животное, /из-за того, что/ ум его не постиг, вошел. Посмотри, я вообще вхожу ли; ermek — постигать)?"

(Алавиты и бекташи не посещают мечетей. Молятся они обычно дома. Кроме того, у них есть ‘cemm’ — место собрания, а у бекташи также ‘tekke’ — обитель дервишей, монастырь.)

59. Deve

Bir gün başıboş sokakta dolaşan bir deve, cami kapısını açık görerek içeri dalmış; başını çarpıp kandilleri kırmış. Bunu gören kayyum, süpürgeyi alıp, hayvanı dövmeye başlamış. Bu sırada yolda geçen bir Bektaşi Dervişi, kayyuma sormuş:

"Hayvanı neden dövüyorsun imanım?"

Kayyum cevap vermiş:

"Camiye girdiği için!"

Bektaşi:

"Vurma be kuzum!" demiş, "o bir hayvandır; aklı ermediği için girmiş. Bak ben hiç giriyor muyum?"

60. Bu yaştan sonra camiye mi (в мечеть в этом возрасте)?

Bektaşi'nin biri, yaramazlık yapan oğlunu kovalamış (один бекташи за шалившим сыном гнался; yaramazlık — шалость; yaramak — годиться, быть годным, подходить; yaramaz — негодный, неподходящий; шалун, проказник). Oğlan önde, baba arkadan koşmuş (мальчик впереди, отец следом бежал). Bir caminin önünden geçerlerken, kapıyı açık gören oğlan içeri dalmış (перед мечетью пробегая, дверь ее открытой увидевший мальчик внутрь забежал: «проник»). Baba uzun bir süre kapıda beklemiş, sonra kafasını içeriye uzatıp seslenmiş (отец долгое время у входа ждал, потом голову внутрь просунув: «протянув», крикнул):

"Haydi oğlum, çık dışarı (давай, сынок, выходи наружу; háydi — ну!, айда!, давай!)! Vallahi seni dövmeyeceğim (ей-богу, тебя бить на буду). Haydi yavrum, gel, bu yaştan sonra beni oraya sokma!" demiş (давай, детка, иди, после этого возраста меня туда не вталкивай! — сказал).

60. Bu yaştan sonra camiye mi?

Bektaşi'nin biri, yaramazlık yapan oğlunu kovalamış. Oğlan önde, baba arkadan koşmuş. Bir caminin önünden geçerlerken, kapıyı açık gören oğlan içeri dalmış. Baba uzun bir süre kapıda beklemiş, sonra kafasını içeriye uzatıp seslenmiş:

"Haydi oğlum, çık dışarı! Vallahi seni dövmeyeceğim. Haydi yavrum, gel, bu yaştan sonra beni oraya sokma!" demiş.

61. Kayınpederinin evi (твоего тестя дом)

Fakir bir Bektaşi, küçük bir kulübede yarı aç, yarı tok bir halde yaşarmış (бедный бекташи в маленькой хижине наполовину в голодном, наполовину в сытом состоянии жил).

Bir gün geç vakit kapı çalınmış (однажды в позднее время в дверь постучали; çalmak — бить, ударять, стучать; çalınmak — страдательно-безличная форма от çalmak). Bektaşi kapıyı açınca, hiç tanımadığı bir adamla karşılaşmış (бекташи дверь открыл когда, с совсем незнакомым человеком встретился):

"Kimsin?" diye sorduğunda, şu yanıtı almış (кто ты? — говоря, спросил когда, такой ответ получил):

"Ben, Allah'ın damadıyım (я зять Аллаха; damat — зять). Bu gece sana misafir olacağım (этой ночью у тебя гостем буду)" deyince, Bektaşi'nin çehresini bir teessür kaplamış (сказал /как/ только, у бекташи на лице сожаление отразилось; kaplamak — покрывать что чем; охватывать /о каком-л./ чувстве/). Kulübesinin hazin haline bakmış (на убогое состоянии хижины посмотрел; hazin — печальный, унылый); eliyle işaret ederek, o sefil manzarayı misafire göstermiş (рукой показав, ту убогую картину гостю показал; işaret — знак; manzara — вид, пейзаж, панорама):

"Bak Erenler (посмотри, Божий человек)! Böyle bir yerde Allah'ın damadını nasıl misafir edebilirim (в таком месте зятя Аллаха как гостем принять могу). Gel, seni lâyık olduğun bir yere götüreyim (иди, тебя в достойное тебя место отведу)," demiş ve misafirin önüne düşüp (сказал и, перед гостем идя), şehrin en büyük camisinin önüne getirmiş (к самой большой мечети города привел):

"İşte Erenler, senin misafir olabileceğin yer ancak burası olabilir", demiş (вот, Божий человек, местом, где ты гостем остановиться сможешь, только это место может быть, — сказал). Misafir, birdenbire irkilmiş (гость внезапно вздрогнул):

"Burası da neresi?" diye sorunca, Bektaşi, gayet sakin (и что это за место? — говоря, спросил когда, бекташи очень спокойно):

"Canım tanıyamadın mı? Senin kayınpederinin evi (дорогой, не смог признать разве? Твоего тестя дом)."

61. Kayınpederinin evi

Fakir bir Bektaşi, küçük bir kulübede yarı aç, yarı tok bir halde yaşarmış.

Bir gün geç vakit kapı çalınmış. Bektaşi kapıyı açınca, hiç tanımadığı bir adamla karşılaşmış:

"Kimsin?" diye sorduğunda, şu yanıtı almış:

"Ben, Allah'ın damadıyım. Bu gece sana misafir olacağım" deyince, Bektaşi'nin çehresini bir teessür kaplamış. Kulübesinin hazin haline bakmış; eliyle işaret ederek, o sefil manzarayı misafire göstermiş:

"Bak Erenler! Böyle bir yerde Allah'ın damadını nasıl misafir edebilirim. Gel, seni lâyık olduğun bir yere götüreyim, " demiş ve misafirin önüne düşüp, şehrin en büyük camisinin önüne getirmiş:

Из за большого объема этот материал размещен на нескольких страницах:
1 2 3 4 5 6 7